Bu yorgunluk değil. Yorgunluk uyuyunca geçer, bu geçmiyor. Yatağa giriyorsunuz, dönüyorsunuz, «yoğundur herhalde» diyorsunuz, sonra elinizi yine telefona atıyorsunuz.
Bilim insanları bu hâli cihazın altında da görmüş. Yeni aşık olmuş insanları fMRI cihazına yatırıp onlara sevdikleri kişinin fotoğrafını göstermişler. Beyinde tam o fotoğrafa cevap veren, yanan yer: sağ ventral tegmental alan ve sağ kaudat çekirdek. Bunlar dopamin üreten bölgeler ve memelilerde ödül ile motivasyonla bağlantılı.
Dikkat edin: motivasyon. Yani aşk beyinde sevinçle kederin yanına değil, susuzlukla açlığın yanına yazılmış. Susuzluğu «başka şey düşünerek» geçiremediğiniz gibi, bunu da geçiremiyorsunuz.
Beklemek bu yüzden acıtıyor. Siz duygudan eziliyor değilsiniz — beyniniz sizden iş istiyor: yaz, git, sesini duy. Motivasyon sistemi zaten bunun için var, insanı yerinden kaldırmak için. Sizi rahat bırakmıyor, çünkü rahat bırakmak üzere kurulmamış.
Bu araştırmayı yürüten bilim insanı, kendi aşık olma hâlini bir söyleşide çok sade anlatmış: sanki biri gelip kafanızın içinde çadır kurmuş gibi, diyor. Hem de taşınmıyor.
Bir şey daha var. Aynı araştırmacı aşkı üç ayrı sisteme bölüyor:
- cinsel istek
- romantik aşk
- bağlanma, yani şefkat
Bunların aynı gün, aynı saatte gelmesi şart değil. İnsanın aylarca «ben bunu seviyor muyum, yoksa sadece hoşuma mı gidiyor» diye ikilemde kalmasının sebebi çoğu zaman bu: üçünden biri henüz yolda.
Kısacası, cevabı gelmeyen mesajı onuncu kez açıyorsanız kendinizi suçlamayın. Suçlu sağ kaudat çekirdek. Sadece onu da ara sıra yatıp uyumaya göndermek gerekiyor.
Kafanızın içinde çadır kuracak insan henüz çıkmadıysa — YOR YOR'da tanışmaya bugünden başlayın.